Secopedia

Kadın Cinayetleri

Kadın cinayetleri, toplumsal cinsiyet temelli bir güdüyle işlenen öldürme eylemi olarak tanımlanmaktadır ve cinsiyet temelli şiddetin en uç hali olarak görülmektedir. Kadın cinayeti terimi (femicide) ilk olarak 1976’da feminist yazar Diana E. H. Russel tarafından kullanılmıştır. Russel bu kavram çerçevesinde, kadın cinayetlerinin ayrı bir kategori olarak ele alınmasını ve toplumu, kadın cinayetlerine karşı harekete geçirmeyi […]

Yazıyı Paylaşın

Kadın cinayetleri, toplumsal cinsiyet temelli bir güdüyle işlenen öldürme eylemi olarak tanımlanmaktadır ve cinsiyet temelli şiddetin en uç hali olarak görülmektedir. Kadın cinayeti terimi (femicide) ilk olarak 1976’da feminist yazar Diana E. H. Russel tarafından kullanılmıştır. Russel bu kavram çerçevesinde, kadın cinayetlerinin ayrı bir kategori olarak ele alınmasını ve toplumu, kadın cinayetlerine karşı harekete geçirmeyi hedeflemiştir. Ardından 1990’lardan itibaren kadın cinayetleri terimi, akademik yazında ve kadın haklarının kazanılması ve geliştirilmesi mücadelesinde yaygın şekilde kullanılmaya başlamıştır.

Kadın cinayetleri dünyanın her yerinde görülmektedir. Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Birimi’nin (UN Women) verilerine göre, 2022 yılında dünyada 89.000 kadın cinayeti kayda geçmiştir. Bu cinayetlerin 48.800’i duygusal eş veya aile içi bireyler tarafından işlenmiştir. Türkiye özelinde ise 2010 yılında kurulan ve çok sayıda kadın örgütünün bir araya gelmesiyle oluşturulan ‘Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun paylaştığı verilere göre 2022 yılında 334 kadın cinayeti ve 245 kadının şüpheli ölümü tespit edilmiştir. Öte yandan BM Kadın Birimi, dünya genelinde kadın cinayetleri oranını gösteren sayıların veri eksikliği sebebiyle buzdağının sadece görünen kısmını oluşturduğunu belirtmektedir.

Öte yandan, kadın cinayetlerinin kapsamının tanımlanmasında genellikle çok sayıda farklı unsur göz önünde bulundurulmaktadır. 1993 yılında Viyana’da düzenlenen Dünya İnsan Hakları Konferansı’nda kabul edilen Viyana Beyannamesi’ne göre kadın cinayetlerinin aşağıdaki şekillerde olabileceği belirtilmektedir:

  • Ev içi şiddet ve/veya aile içi şiddet sonucu bir kadının öldürülmesi
  • Kadınların işkence ve mizojini (kadın düşmanlığı) temelli katledilmesi
  • Namus cinayeti
  • ‘Çeyiz cinayetleri’ olarak adlandırılan ve genelde eş veya kayınpeder tarafından azmettirilen cinayet veya intihara sürüklemek yoluyla öldürme
  • Kadınların cinsel yönelimi sebebiyle öldürülmesi
  • Yerli (aborijin) kadınların toplumsal cinsiyetleri sebebiyle öldürülmesi
  • Toplumsal cinsiyet temelli bebek cinayetleri ve kürtaj
  • Kliteridektomi bağlantılı kadın cinayeti
  • Büyücülük suçlamasıyla kadın cinayeti
  • Çeteler, organize suçlar, uyuşturucu kaçakçılığı, insan kaçakçılığı ve hafif silahların yaygınlaşması ile bağlantılı kadın cinayetleri

Viyana Beyannamesi’nin geniş kapsamı kadın cinayetlerinin çeşitliliğini ön plana çıkarmıştır. Fakat günümüzde kadın cinayetlerinin kapsamı ile ilgili halen çeşitli sorular söz konusudur: Örneğin, kadın cinayetleri kavramı sadece erkekler tarafından gerçekleştirilen cinayetleri mi kapsamaktadır? Kadın cinayetleri, kadınların sadece bilinçli bir şekilde öldürülmesini mi kapsamaktadır? Kadın cinayetleri yalnızca duygusal eş tarafından gerçekleştirilen cinayetleri mi kapsamaktadır? Kadın cinayetleri, kız çocuklarının öldürülmesini de kapsamakta mıdır? Bu soruların cevabı kadın cinayetlerinin, geniş veya dar tanımlanmasına bağlı olarak değişir. Genel olarak, resmi verilerin toplanmasında daha dar tanımlama kullanma eğilimi söz konusu iken, akademik ve toplumsal araştırmalarda geniş tanımın kullanılması söz konusu olmaktadır.

BM Kadın Birimi ise, kadın cinayetleri ile ilgili beş temel tespitte bulunmaktadır. Birinci tespit, kadınların yakın gördükleri bir kişi tarafından öldürülmelerinin yüksek olasılık olduğudur. Öldürme eylemini gerçekleştiren kişi genellikle duygusal eş veya aile içinden başka (baba, kardeş gibi) bir birey olmaktadır. İkinci olarak, kadın cinayetleri evrensel bir sorundur. Dünyadaki farklı bölgelerde kadın cinayetleri oranları farklılık göstermekle birlikte bu tip cinayetler her ülkede gerçekleşmektedir. BM Kadın Birimi’nin verilerine göre kadın cinayetleri en yaygın Asya ve Afrika ülkelerinde görülürken, Avrupa ve Kuzey Amerika’da bu oranlar daha düşüktür. Üçüncü olarak, kadın cinayetleri sayısının bilinenden çok daha yüksek olduğu düşünülmektedir. Bu durum, ulusal verilerin farklı şekillerde tanımlamalardan yola çıkılarak toplanmasıyla ilgilidir. Örneğin, bazı ulusal veriler kadın cinayeti tanımını yalnızca duygusal eş veya aile içinden bir kişi tarafından işlenen cinayetler olarak ele almaktadır. Kadın cinayetleri, geniş tanımıyla ele alındığında ise oranın çok daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Dördüncü olarak, toplumsal dışlamaya uğramış kadınlar daha büyük bir risk ile karşı karşıya kalmaktadır. Etnik veya dini azınlığa mensup olmak, engelli birey olmak, mülteci olmak, cinsel yönelim gibi sebeplerden dolayı mağdur olan kadınların, şiddete maruz kalma bakımından daha büyük bir risk taşıdıkları belirtilmektedir. Bu konulardaki güvenilir verinin eksikliği sebebiyle genel rakamlara bu tip mağduriyetlerin etkisi sıklıkla yansıtılamamaktadır. Son olarak, kadın cinayetleri önlenebilir süreçlerdir.

Kadın cinayetlerinin akademik olarak incelenmesi ise büyük ölçüde 1990’lar itibariyle söz konusu olmuştur. Kadın cinayetleri genel olarak feminist çalışmalar, sosyolojik çalışmalar ve insan hakları çalışmaları kapsamında ele alınmaktadır. Feminist perspektife göre kadın cinayetleri ataerkil toplumsal yapıyla yakından ilişkilidir. Ataerkil toplumlarda erkekler kadınlara kıyasla daha güçlü, agresif ve şiddet eğilimlidir. Kadınlar ise zayıf, korunmaya muhtaç ve anaç olarak görülmektedir. Eril yapıların kadınlar üzerinde kurduğu tahakküm kendini cinsiyet temelli şiddet ve uç noktalarda cinsiyet temelli cinayet olarak göstermektedir. Sosyolojik bakış açısı ise kadın cinayetlerinde temel toplumsal özellikleri ele alarak analiz etmektedir. Bu bakış açısının temelinde kadınların ve erkeklerin öldürülmesinin farklı toplumsal bağlamlarda ve farklı fail özellikleri sergileyen kişiler tarafından gerçekleştiği savı yatmaktadır. Kadın cinayetlerinin çoğunlukla ev içinde ve/veya duygusal eş tarafından gerçekleştirilmesi erkek cinayetlerinin ise çoğunlukla ev dışı bağlamda ve aile dışı failler tarafından gerçekleştirilmesi kadın cinayetlerinin sosyolojik bir durum olduğunu göstermektedir. Öte yandan, insan hakları perspektifinden kadın cinayetleri, kadınlara yönelik radikal şiddet türü olarak ele alınmaktadır. Bu perspektife göre kadın cinayetleri işkence, namus cinayeti, kız bebek cinayetleri, çeyiz ile ilgili cinayetler ve insan kaçakçılığı gibi suçları ve şiddet türlerini kapsamaktadır.

Kadına yönelik şiddet ile ilgili en kapsamlı uluslararası sözleşme Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve 2011 yılında İstanbul’da 45 ülke ve Avrupa Birliği’nin katılımıyla imzalanan İstanbul Sözleşmesi’dir. Tam adıyla ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ olan belge, bir uluslararası insan hakları sözleşmesidir. Diğer bir deyişle İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önleme ve bu şiddetler ile mücadele amacıyla temel standartlar ve devletlerin yükümlülüklerini belirleyen uluslararası bir belgedir. Bu anlamda İstanbul Sözleşmesi kadın cinayetlerine yol açan pek çok cinsiyet temelli şiddet türüne karşı önleme, koruma, kovuşturma ve eşgüdümlü politika yapımını desteklemektedir.

Kadın cinayetlerine yönelik ilginin evrensel olarak artmasının ardında kadın haklarına yönelik dünyanın çeşitli bölgelerinde artan muhalefet etkili olmaktadır. Bu muhalefet, kadın hakları kazanımı olarak görülen İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmelere eleştiri şeklinde de kendini göstermektedir. Bu eleştiriler Türkiye’nin yanı sıra, Polonya, Macaristan ve Bulgaristan gibi AB üyesi ülkeler tarafından da sıklıkla dile getirilmektedir. Türkiye 2021 itibariyle İstanbul Sözleşmesi’nden resmi olarak çekilmiştir. Polonya ve Macaristan ise çekilme yönünde beyanlarda bulunmuştur. Sözleşmeye yönelik eleştiriler, sözleşmenin geleneksel aile yapısı ve değerlerine karşı geldiği yönünde odaklanmaktadır. Türkiye’deki kadın hakları örgütleri ise bu eleştirilerin ataerkil yapının korunması amacıyla yapıldığını ve cinsel tercih özgürlüğünü hedef alarak insan hakları karşıt bir tutuma dayalı olduğunu savunmaktadır. Kadınlara yönelik şiddet ve kadın cinayetleri işleyen faillere uygulanan cezai indirimler ve muafiyetler ve kadın haklarını savunan sivil toplum örgütlerine yönelik uygulanan baskılar, kadınların adalet ve güvenliklerinin sağlanması ihtiyaçlarını zedelemektedir. Buna karşılık, kadın cinayetlerine karşı kadın haklarını koruma ve toplumsal cinsiyet temelli şiddet türlerine karşı sivil toplum aktivizmi de dünya genelinde yayılmaya ve etkili olmaya devam etmektedir.

Okuma önerileri

Uluslararası Sözleşme: Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi), https://www.coe.int/en/web/istanbul-convention

Makale: Corradi, Consuelo, Chaime Marcuello-Servos, Santiago Boira, Shalva Weil, “Theories of Femicide and Their Significance for Social Research”, Current Sociology, Cilt 64, No 7, 2016: 975-995.

İzleme önerileri

Film: The Stoning of Soraya,2008, Cyrus Nowrasteh, Mpower Pictures

Film: Three Billboards Outside Ebbing, Missouri,2017, Martin McDonagh, Fox Searchlight Pictures

Belgesel: Dying to Divorce, 2021, Chloe Fairweather, Aldeles AS

Yazıyı Paylaşın
Esra Dilek

Esra Dilek, Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde misafir öğretim üyesidir. Fulbright Bursunu Ocak 2022’de Washington DC’deki George Mason Üniversitesi’ndeki Carter Barış ve Çatışma Çözümü Okulu’nda tamamladı. Doktora derecesini 2019 yılında Bilkent Üniversitesi’nden Siyaset Bilimi alanında aldı. 2016-2017 döneminde, Denver Üniversitesi Josef Korbel Uluslararası Çalışmalar Okulu’nda, Çatışma Çözümü Enstitüsü’nde doktora öncesi araştırmacı olarak çalıştı.

Dilek’in araştırması uluslararası normlara, barış süreçlerine ve daha yakın zamanda illiberalizm ile arabuluculuk kesişimine odaklanıyor. Dilek; Türkiye, Kolombiya ve Gürcistan’da ağırlıklı olarak siyasi karar alıcılar ve sivil toplum temsilcileriyle uzun ve kısa vadeli saha araştırmaları yürütmüştür. Makaleleri; Güneydoğu Avrupa ve Karadeniz Çalışmaları, Barış İnşası ve Orta Doğu Çalışmaları gibi akademik dergilerde yayınlandı.

Infocast Projesi
Geleneksel Olmayan Güvenlik Çalışmaları
2024 © Global Academy. Tüm hakları saklıdır. Secopedia’da yayımlanan çalışmalarda ifade edilen görüşler yalnızca yazarlara aittir ve portal editörleri, yayın kurulu, Global Academy veya UİK tarafından onaylandığı anlamına gelmez.
© Global Academy. All rights reserved. Opinions expressed in works published by Secopedia belong to the authors and do not imply endorsement by the Global Academy, IRCT, Editorial Board, or the Editors.
2024 © Global Academy. Tüm hakları saklıdır. Designed and developed by brain.work