Paris Okulu

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Paris Okulu

Yazar: Fulya Aksu Ereker

Uluslararası İlişkiler (Uİ) teorisinde yaşanan eleştirel dönüşüm, Uİ teorilerine, dolayısıyla Güvenlik Çalışmaları alanına, daha önce literatürde kendisine yer verilmemiş olan post-yapısalcı Fransız filozof Michel Foucault’nun fikirlerinin girmesine yol açmıştır. Bir güvenlik yaklaşımı olarak Paris Okulu’nun argümanlarının temelinde de Foucault’nun güvenlikle ilişkili görüşleri yatmaktadır. İlhamını Foucault’dan alan Paris Okulu’nun görüşlerinde Pierre Bourdieu’nun etkisi de gözden kaçırılmamalıdır. İlgili görüşleri güvenliğe dair bir yaklaşım olarak bir araya getiren kişi, Paris Okulu’na dair birçok yayın yapmış Cultures & Conflict başlıklı  derginin kurucusu Didier Bigo’dur. Dolayısıyla Paris Okulu’nun güvenlik yaklaşımı, bir nevi kurucusu sayabileceğimiz Bigo’nun görüşleri üzerinden anlaşılabilir.

Fransız filozof Michel Foucault

Paris Okulu, Uİ’nin diğer tüm sosyal inşacı yaklaşımları gibi güvenliği sosyal bir inşa olarak ele alır. Diğer bir deyişle güvenlik, verili bir gerçeklik değil sosyal bir inşadır. Fakat genel sosyal inşacılıktan ayrı bir okul olarak ayrışması güvenliği nasıl kavramsallaştırdıkları ilgilidir. Teori skalasında bir yere yerleştirmek gerekirse, post-yapısalcı ve Avrupa kökenli okullar arasında yer alır. Paris Okulu’nun temel kaygısı iç güvenliği dışsal olanla kesiştiği noktadan açıklamaktır. Dolayısıyla daha en başından Paris Okulu, Uİ’nin temel tartışmalarından birisi olan iç-dış ayrımı tartışmasından yola çıkmıştır. Bu kapsamda, güvenliğin barış ve kamu düzeni olarak kavramsallaştırılması karşısında, iç ile dışın nasıl iç içe geçerek geleneksel polis, ordu ve sınırlarla kısıtlanamayacağı, kimlik üzerinden ikisini birleştiren bir güvenlik alanı olarak kavramsallaştırılması gerektiği temel argüman olarak karşımıza çıkar. Soğuk Savaşın iki kutuplu düzeninin sona ermesi ve Avrupa Birliği’nin yükselişi gibi gelişmeler söz konusu iç-dış ayrımını bulanıklaştırmıştır. Dolayısıyla artık bir yanda içsel etkenlerden kaynaklı iç güvenlik sorunlarıyla ilişkili polis gücü ile dış tehditlerden kaynaklı bekaya dair güvenlik ve sorunlarıyla ilgili ordu şeklinde bir ayrım yapmak eksik olacaktır. Söz konusu bulanıklaşma güvenliğin özüne de etki etmekte, dış güvenlik sorunlarının kaynağı içeride aranırken, iç güvenlik sorunları için dışa bakmak söz konusu olmaktadır. Savaşlar artık çok daha az devletler arası ve daha fazla iç savaş, suçlar artık daha az yerel ve daha fazla ulusaşırıdır. Ordular içeridedir ve polis dışarıya çıkmaktadır. Bigo’nun Mobius Şeridi benzetmesiyle (Bigo, 2001), açık ve uzun bir şerit halindeyken şeridin iki yüzünü meydana getiren iç ve dış, aynı şerit 180 derece bükülerek kendi ucuyla birleştirilince tek yüz haline gelmiş ve aralarında bir sınır, ayrım kalmamış olur.

Bu şekilde güvenlik alanı ve aktörleri anlayışıyla ilişkili olarak Paris Okulu’nda güvenliğin tanımı, ‘kim için güvenlik’ ya da ‘nasıl bir güvenlik’ sorusu üzerinden yapılmaz. Paris Okulu için güvenliği tanımlayan ya da oluşturan şey, güvenliğe dair pratiklerle inşa edilir. Dolayısıyla, güvenliğin sağlanması için ortaya koyulan pratikler bizatihi güvenliğin tanımını yapar, güvenliğin kendisidir. Çünkü bu anlayışta güvenlik, esas olarak yeni güvenlik sorun ve tehditlerinin ortaya çıkmasıyla ilişkili değildir, aksine güvenlik ihtiyacının kendisi bu ‘yeni’ durumların güvenlikleştirme pratikleri yoluyla güvensizleştirilmesiyle ortaya çıkarılır. Güvenlik, bu çerçevede sınırlar, kimlikler hatta düzen kavramının güvenlikleştirme pratikleri aracılığıyla güvenlik olarak tanımlandığı, güvenlik alanının aktörleri tarafından günlük hayatın güvensizleştirilmesi sürecidir. Güvenliğin onu yaratan bilinçli sosyal pratiklerle ilişkilendirilmesi, çerçeveye Foucaultcu ‘hükümetlerin elinde bir araç olarak güvenlik anlayışını getirir. Toplumlarda güvenlik ihtiyacı korkuyla beslenir, korku ise pratiklerle tanımlanır. Bir olgunun güvensiz hissettirmesi onun önce güvensizlik yarattığı düşüncesinin yerleşmesiyle, dolayısıyla korku yaratmasıyla ilişkilidir.

Polis tarafından gözaltına alınan düzensiz göçmen

Bu ilişki, Paris Okulu’nun da açıklayıcı olarak kullandığı göç ve göçmen olgusu, bununla ilişkili olarak da öteki’yle açıklanabilir. Göçün bir tehlike olduğu, sınırlar üzerindeki sembolik kontrollerini yitirmekten endişe eden hükümetlerin, vatandaşların göçmenler dolayısıyla kendilerini kenara atılmış ve tedirgin hissettikleri iddiasına dayandırılan bir yaratısıdır. Yani göç hükümetler tarafından bir araç olarak kullanılmak üzere güvenlikleştirilir. Dolayısıyla, günümüzde artık göçmen olarak öne çıkan öteki’nden duyulması beklenen korku, hükümetlerin tehlike altında olan güvenliği sağlamak üzere harekete geçmelerini meşrulaştırır. Hükümetlerin vatandaşlarının güvenliğini ötekilerden gelen tehlikelere karşı sağlamak üzere harekete geçmeleri ise gözetimi devreye sokar. Gözetim olgusu, Foucault’nun panoptikon (tüm mahkumların aynı anda gözetlenebilmesini sağlayacak daire şeklinde hapishane) metaforundan ilhamla ban-opticon (panoptikon kavramından ilhamla türetilmiştir) kavramı üzerinden açıklanır. Ban-opticon da hükümetlerin elindeki bir gözetim mekanizmasıdır, ancak panoptikonda olduğu gibi toplumun tümünü kapsamaz, seçicidir, ihtiyaca göre kimin gözetlenmesi gerektiğine karar verilir. Gözetime dair ban-opticon’un bir diğer farklılığı ise amacın iyileştirme değil, ötekilerden potansiyel tehlike yaratmak olmasıdır. Gözetlenmesi gerektiğine karar verilenler güvenlik tehdidi olanlardır.

Paris Okulu birçok açıdan, Avrupa kökenli ve eleştirel eğilimli oluşuyla ve aynı geleneğin parçası sayıldığı için Kopenhag Okulu’yla benzerlikler göstermektedir. Paris Okulu da Kopenhag Okulu ya da genel olarak eleştirel güvenlik yaklaşımları gibi güvenlikle politika ilişkisini, politik olanın etkisini araştırma gündeminin en başına koyar. Fakat Paris Okulu kendini bu noktada, Foucault’nun yaklaşımına dayanarak politik olandan ne anlaşılması gerektiği üzerinden farklılaştırır. Bir diğer nokta ise Kopenhag Okulu uluslararası olan güvenliği açıklama girişimi olarak yola çıkmışken, Paris Okulu’nun temel kaygısı içeriden kaynaklanan güvenliği incelemektir. Sonuçta iç ve dış diye bir ayrım olmadığı, için ve dışın birbiri içine geçtiği varsayımına ulaşır başlangıç noktası iç olmuştur. Yaklaşımın dikkate değer bir özgünlüğü de güvenlik ile politik olanın ilişkisini analiz ederken, genel post-yapısalcı ya da eleştirel eğilimin aksine söylemlere değil, pratiklere odaklanmasıdır. Yine de Paris Okulu eleştirilerden de muaf değildir. Bu açıdan göç ve göçmen sorunu üzerinden Avrupa Birliği’ne (AB) odaklı mikro bir bakış açısına sahip olması, kullanılan çerçevenin global güvenlik araştırmalarına uyarlanabilir olmaması yaklaşımın en fazla eleştirilen yönüdür. Yine yaklaşımın tek yönlü bakış açısına sahip olması, bu kapsamda güvenlikleştirme pratiklerini yalnızca öteki’nin gözünden analiz etmesi, analizi yapılan pratiklerin (burada AB’nin pratikleri) hiçbir şekilde iyi niyetli, insani ya da hukuki olabileceğinin hesaba katılmaması eleştirilmektedir. Bu tür eleştiriler, bir şekilde yaklaşımın çıkış noktasını inkar eder duruma gelmektedirler. Güvenliğin, güvenlikleştirme yoluyla, tüm güvenlik aktörleriyle birlikte devletlerin elinde birer gözetim, dolayısıyla kontrol aracı olarak kullanıldığını, devletlerin bunu yaparken de öteki’yi potansiyel güvenlik tehdidi olarak tasarladığını iddia eden ve bunu açığa çıkarmaya çalışan bir yaklaşımın dezavantajlı olanın gözünden bakması çok anlaşılmaz bir durum da değildir. 

Okuma Önerileri

  • Kitap: Michel Foucault, Hapishanenin Doğuşu, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İstanbul, İmge Kitabevi, 8. Baskı, 2019.
  • Makale: Didier Bigo, “The Möbius Ribbon of Internal and External Security(ies)”, Mathias Albert, David Jacobson, Yosef Lapid (der.), Identities, Borders, Orders, University of Minnesota Press, 2001, s. 91-116.
  • Makale: Didier Bigo, “Security and Immigration: Toward a Critique of the Governmentality of Unease”, Alternatives, Cilt 27, Özel Sayı, 2002, s. 63-92.
  • Makale: Didier Bigo, “When Two Become One: Internal and External Securitisations in Europe”, Morten Kelstrup ve Michael Williams (der.), International Relations Theory and the Politics of European Integration Power, Security and Community, 2006, Londra, Routledge, 2006, s. 320-360.

İzleme Önerileri:

Dinleme Önerileri:

  • Podcast: “Episode #121… Michel Foucault pt. 1”, Philosophize This!, Ağustos 2018, https://open.spotify.com/episode/1tcYLy2ILoRoDddvR56Kxy?si=RJXVSUkbRY-EYRVjBsraHA (Erişim Tarihi: 22 Kasım 2020).

Görüntülenme Sayısı: 127