Çevreleme Politikası

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Çevreleme Politikası

Yazar: Şevket Ovalı

Dönemin ABD Başkanı Harry Truman tarafından 1947’de uygulamaya konan ve Sovyetler Birliği’nin yayılmacı politikasını durdurarak etki alanını kısıtlamayı hedefleyen dış politika doktrinine çevreleme politikası denir. Uzun yıllar ABD dış politikasının temel çerçevesini oluşturan çevreleme politikasının fikir babası, ABD Moskova Büyükelçiliğinde çalışan tecrübeli diplomat George Kennan’dır. Kennan, II. Dünya Savaşı sırasında Nazilere karşı Sovyetlerle yürütülen işbirliğinin savaş sonrası da sürebileceğini düşünenlerin tam tersine, 1945 sonrasında bir Washington-Moskova çatışmasının kaçınılmaz olduğunu savunuyordu. Kennan’a göre kapitalizm ve sosyalizm arasındaki doğal düşmanlık ve bu düşmanlığın Sovyetlerin dünyayı nasıl görüp algıladıkları üzerindeki etkisi çatışmayı kaçınılmaz hale getirmekteydi. Bir başka deyişle Sovyetlerin sosyalist ideolojisi kapitalizmi uzlaşılmaz bir düşman olarak gördüğünden, bu ideolojiyi rehber edinen Sovyet dış politikasının ABD ve müttefikleriyle uzlaşmasını beklemek hayalcilik olacaktı. Sovyetlerin özgür dünyaya saldırmalarını engellemenin Kennan’a göre tek bir yolu vardı: Sovyetlerin tüm jeopolitik hamlelerine karşı uyanık olmak ve bu hamlelere büyük bir dikkat ve maharetle karşı-kuvvet uygulamak. Sovyetlerin sosyalist sistemi yayarak güçlendiğini ve yayılması durdurulursa ayakta kalamayacağını düşünen Kennan’a göre dünyanın her yerinde gerçekleşebilecek komünist hamleleri sınırlamak ABD dış politikasının ana hedefi olmalıydı. ABD siyaset çevrelerinde O dönemde Sovyetler ile diğer tüm yerel komünist hareketler arasında bir fark gözetilmiyor, bunların tamamı küresel bir komünist hareketin uzantıları olarak görülüyordu. 

Karikatür Kaynak: Çizer: Leslie Gilbert Illingworth, 16 Haziran 1947, Daily Mail Gazetesi, Londra

Başkan Truman’ın göreve gelir gelmez önünde bir dizi dış politika sorunu bulmuştu ve bunların başında da Sovyet tehdidini yakından hisseden iki ülke, Türkiye ve Yunanistan’a yardım konusu bulunmaktaydı. Yunanistan II. Dünya Savaşı sonrasında bir iç savaşa sürüklenmiş ve sosyalist komşularla çevrelenmiş durumdaydı. İngilizlere göre, Yunanistan’daki merkezi hükümet çok zayıf olduğundan müdahale edilmediği takdirde Yunanistan’da da sosyalist bir rejimin kurulması ihtimali yüksekti. Türkiye ise Sovyetlerin Boğazlarda üs ve toprak talepleri sebebiyle kendisini tehdit altında hissetmekteydi. Truman’ın bu ülkelere karşı tutumu, hem çevreleme politikasının ilk uygulamaları olacak hem de Sovyet yayılmacılığına karşı ABD’nin gelecekte nasıl davranacağını duyuracaktı. Bu doğrultuda hazırlanan bir yasa teklifi 12 Mart 1947’de ABD Kongresine sunulmuş ve ABD yönetiminin Türkiye ve Yunanistan’a yönelik 400 milyon dolarlık bir yardımda bulunması kabul edilmiştir.

Sovyetleri çevreleme politikasının ikinci hamlesi Marshall Planı’dır. Truman yönetimi, Sovyetlerin Avrupa’daki yayılmasını önlemenin, ekonomik yardımlarla desteklenecek bir kapasite arttırma faaliyeti içermesi gerektiğinin farkındaydı. Dışişleri Bakanı George Marshall’a göre özellikle savaştan tamamen harap olmuş bir şekilde çıkan Avrupalı müttefiklerin ekonomik yardımlarla desteklenmesi bu ülkelerin komünizm tehdidi ile mücadele etmelerini ve Sovyetlere karşı dirençlerini arttırabilirdi. Bu doğrultuda 5 Haziran 1947’de bakanın ismiyle anılan ve kamuoyunda Marshall Planı olarak bilinen Avrupa Kalkınma Planı açıklandı. 3 Nisan 1948’de Kongre tarafından kabul edilen plana göre Avrupa ülkelerine 12 milyar dolarlık bir yardım yapılması öngörülüyordu. Sovyetleri kışkırtmaktan kaçınmak için yardımın tamamen insanı amaçlarla yapıldığı ilan edilmiş ve komünist ülkelere de programdan faydalanmaları için teklifte bulunulmuştur. Ancak plan özellikle Batı Avrupalı devletlerin savaş yaralarını sarmalarını ve Sovyet yayılmacılığına karşı kendi ulusal kapasitelerini güçlendirmeyi hedeflemiştir.

1966 Avustralya Yerel Seçimlerinde Liberal Parti Afişi

Çevreleme politikasının üçüncü önemli adımı Sovyetlerin yakın çevresinde oluşturulan bölgesel savunma ağlarının kurulmasıdır. 1949’da kurulan NATO (North Atlantic Treaty Organization -Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyelerden birinin saldırıya uğraması durumunda bu saldırının tüm üye ülkelere yapılmış sayılacağını duyurarak Sovyetlerin Avrupa’da girişebilecekleri olası bir saldırganlığı ve dolayısıyla yayılmayı durduracak bir kolektif savunma örgütüdür. 1952’de Türkiye ve Yunanistan’ın da tam üye olmalarıyla birlikte Sovyetlerin Akdeniz’e doğru yayılma hamlelerinin sınırlanacağı veya engelleneceği öngörülmüştür. Güneydoğu Asya bölgesinde ABD, İngiltere, Fransa, Avustralya, Yeni Zelanda, Pakistan, Filipinler ve Tayland’ın katılımıyla 1954’te kurulan SEATO (South East Asia Treaty Organization – Güneydoğu Asya Antlaşması Örgütü) yine çevreleme politikasının bölgesel savunma ağları kurma hamlesinin bir başka sonucudur. Benzer bir girişim, 1955’te Bağdat Paktı olarak kurulan ve 1959’da Irak’ın ayrılmasıyla CENTO (Central Treaty Organization- Merkezi Antlaşma Teşkilatı) adını alan kurumsal yapıdır. ABD her ne Paktın bir üyesi olmasa da İngiltere aracılığı ile ve gözlemci üye statüsüyle Ortadoğu’daki Sovyet yayılmacılığını çevreleyecek tüm girişimlere destek vermiştir. Hem SEATO hem de CENTO’nun Sovyet-Çin yayılmacılığına karşı NATO kadar etkin yapılara dönüşmeleri mümkün olmamıştır. Bu güçlüğün farkında olan ABD, çevreleme politikasının gereği Avustralya, Yeni Zelanda, Filipinler, Japonya gibi ülkelerle ayrı ayrı ikili savunma anlaşmaları da yapmıştır.

Çevreleme politikasının dördüncü ayağı, ABD’nin öncülüğünde bir uluslararası kuvvet tarafından yürütülen Kore Savaşı olmuştur. 1949’da Komünist Çin’in kurulması ABD’ni küresel bir komünist yayılmacılık konusunda endişelendirmeye yetmişti. Çin desteğindeki Kuzey Kore komünist güçlerinin Kore yarımadasının güneyindeki Batı yanlısı Kore güçlerine saldırmaları bu bağlamda yerel bir çatışma değil küresel komünizmin yeni bir hamlesi olarak görülmüştür. 1950-1952 arasında süren savaş, ABD’nin çevreleme politikasının Asya’daki en önemli fiili hamlelerinden biridir. 1953’te göreve gelen ve çevreleme politikasına yüksek maliyetleri nedeniyle şüpheyle bakan, Eisenhower ve ekibi Yeni Bakış olarak bilinen dış politika doktrinlerinde Sovyet hamlelerine nükleer silahlarla karşılık vermeyi savunuyorlardı. Kitlesel karşılık olarak adlandırılan bu plana göre Sovyetler, girişecekleri saldırganlığın yüksek bir maliyeti olacağını anlayacaklar ve bundan vazgeçeceklerdi. Bu plan ekseninde hareket eden ABD, Kore Savaşı’ndan çıkardığı dersle Fransa’nın Vietnam’dan çekilmesi sonrası oluşan duruma askeri araçlarla dahil olmayı reddetmiştir. Ancak ABD’nin 1955’ten sonra muharip olmayan askeri uzmanlarla dolaylı olarak, 1965 yılında ise ilk kez muharip kuvvetler göndererek yine doğrudan silahlı çatışmanın bir tarafı haline geldiği Vietnam Savaşı da aslında yine çevreleme politikasının bir sonucudur. 1960’ların başında ortaya çıkan Çin-Sovyet gerilimi ve 1962 Küba Füze Krizi sonrası normalleşme eğilimi gösteren ABD-SSCB ilişkileri, çevreleme politikasının ABD siyasi çevrelerinde eskisi kadar rağbet görmemesine ve zamanla terkedilmesine neden olmuştur. 

Daha fazlası için:

Okuma Önerileri:

İzleme Önerileri:

Dinleme Önerileri:

Görüntülenme Sayısı: 492