Nükleer Yayılma

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Nükleer Yayılma

Yazar: Mehmet Ali Tuğtan

Güvenlik çalışmaları alanında nükleer yayılma, nükleer teknoloji ve silahların uluslararası anlaşmalar çerçevesi dışında devlet ve devlet-altı aktörlerin eline geçmesianlamında kullanılır. Uluslararası hukuk alanında, 1968’de imzaya açılan ve 1970’de yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (Treaty on the Non-Proliferation of Nuclear Weapons, kısa ismi ile Non-Proliferation Treaty – NPT) nükleer silahların yayılmasının önlenmesine temel bir yasal dayanak oluşturmaktadır.  

Nükleer silahların yayılmasının önlenmesine yönelik uluslararası çabalar, İkinci Dünya Savaşı’ndan kısa süre sonra başladı. ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki gerilim hızla Soğuk Savaşa dönüşürken, Truman Yönetimi 1946’da ABD’nin Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Komisyonu’ndaki ilk temsilcisi olan Bernard Baruch’un adını taşıyan Baruch Planını önerdi. Komisyonun Haziran 1946’daki ilk toplantısında sunulan plan, ABD nükleer cephaneliğinin (o sırada dünyadaki tek nükleer cephanelikti) doğrulanabilir şekilde sökülmesini ve imha edilmesini, tüm devletlerin cephaneliklerinden nükleer silahların ve diğer kitle imha silahlarının çıkartılmasını öneriyordu. Nükleer teknolojinin ulusal kontrolü yerine bu işin Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulacak uluslararası atom enerjisi geliştirme otoritesine devri teklif ediliyordu. Bu uluslararası otorite, uranyum ve toryum madenlerinin işletilmesine, tüm nükleer tesislerin yönetimine, kısacası tüm nükleer materyallere ve faaliyetlere fiilen hakim olacak ve onları kontrol edecekti. Plan, nükleer silah veya nükleer teknoloji üretme kabiliyetini elde etmeye çalışan devletlerin, BM Güvenlik Konseyi’nin dahi veto edemeyeceği bir otomatik yaptırımlar sistemi yoluyla cezalandırılmasını öngörüyordu. Baruch tarafından “korku ve umut arasında bir tercih” olarak sunulan plan, Sovyetler Birliği’nce reddedildi. Zira Sovyet lideri Stalin, Birleşmiş Milletlerin büyük ölçüde ABD, Britanya ve Fransa üçlüsü tarafından domine edildiğini düşünüyor; o sırada Çin’in de milliyetçi Kuomintang yönetimi altında bulunduğu göz önüne alınırsa, beş BMGK daimi üyesi arasındaki tek sosyalist ülke olan Sovyetler Birliği’nin nükleer teknolojinin yönetimi konusunda haksızlığa uğrayacağından endişe ediyordu. Baruch Planı’nın reddedilmesiyle, Soğuk Savaş boyunca devam edecek nükleer silahlanma yarışı başlamış oldu.

ABD’nin Haziran 1945’teki ilk başarılı denemesi olan Trinity nükleer silah testi ile başlayan atom bombası tekeli, uzun süre devam edecek gibi görünüyordu. Fakat Ağustos 1949’da Sovyetler Birliği kendi başarılı atom bombası testini gerçekleştirerek nükleer silah sahibi ikinci ülke oldu. Bu test, ABD ve müttefikleri arasında büyük bir telaşa yol açarken, ABD’nin Sovyet istihbarat örgütlerine ulaşan mesajları takip ettiği sinyal istihbaratı Venona Projesi sayesinde, nükleer silah teknolojisi sırrının Sovyetler Birliği’ne casusluk yoluyla ulaştığına dair deliller elde edildi. Bu durum aslında, nükleer yayılmanın en korkulan şeklinin ilk örneği olarak da görülebilir.

Sovyetler Birliği’nin nükleer silah geliştirmesine ABD’nin tepkisi, bir yandan stratejik müttefiği Britanya’nın nükleer silah geliştirme projesine destek verirken, bir yandan da termonükleer silahlar geliştirmek oldu. Bu süreçte, Mayıs 1950’de başlayan Kore Savaşı çerçevesinde taraflar, birbirlerini ilk defa bir vekalet savaşında karşı karşıya geliyorlardı.

Britanya, Ekim 1952’de bir nükleer silahını başarıyla test etti. Hemen ardından Kasım 1952’de ABD ilk hidrojen bombası testini gerçekleştirdi. Sovyetler Birliği ancak dokuz ay sonra, Ağustos 1953’te  kendi hidrojen bombasını test etti.

Tek bir insan ömrü içinde en tahripkar silahın top mermisinden hidrojen bombasına ulaştığını, ancak insan tekamülünün teknolojinin yok edici gücündeki bu ilerleme ile atbaşı gitmediğini, dolayısı ile bu gelişmelerin bizatihi insan uygarlığının devamını tehdit ettiğini düşünen Başkan Eisenhower, 8 Aralık 1953’te BM Genel Kurulu’nda “Barış İçin Atomlar” önerisini sundu. Eisenhower’ın önerisi doğrultusunda, 1957’de Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (veya Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu – UAEK) (International Atomic Energy Agency – IAEA) kuruldu. “Barış İçin Atomlar” programı kapsamında dünyanın dört bir yanından binlerce bilim insanı, nükleer teknoloji konusunda bilimsel eğitim aldı. 1957’de Birleşmiş Milletler tarafından kurulduğundan bu yana UAEK, bazen birbiriyle çelişen iki farklı misyonu desteklemiştir: Ajans bir yandan sivil nükleer teknolojinin kullanımını uluslararası düzeyde teşvik etmeyi ve yaymayı, öte yandan nükleer teknolojinin nükleer silahlara veya başka olumsuz amaçlara yönlendirilmesini önlemeyi veya en azından bunu tespit etmeyi amaçlamaktadır. Nitekim UAEK tarafından eğitilen bilim insanlarının büyük kısmı kendi ülkelerine döndüklerinde ülkelerinin barışçıl nükleer teknoloji geliştirmesine katkı sağlarken, bir kısmı da gizli nükleer silah projelerinde rol aldılar. UAEK, 1968 Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın (NPT) 3. Maddesi’nde belirtildiği gibi, sivil uranyum ve plütonyum stoklarının yanı sıra bu nükleer malzemelerle ilişkili tesisler ve teknolojilerin yalnızca barışçıl amaçlarla kullanılmasına çalışır ve nükleer silahların yayılmasına veya nükleer silah programlarına hiçbir şekilde katkıda bulunmaz.

Fransa’nın ilk nükleer silahını 1960, Çin’in de 1964’te test etmesiyle birlikte BMGK daimi beşlisinin tamamı nükleer devletler arasına katılmış oldu. Bu arada Ekim 1962’de yaşanan Küba Füze Krizi, nükleer silahların kullanılacağı bir çatışmanın olası korkunç sonuçları ile insanlığı bir kez daha yüzyüze getirdi. ABD Başkanı John F. Kennedy ve Sovyet Komünist Partisi Sekreteri Nikita Khruschev’in sorunu müzakere yoluyla çözebilmiş olması endişeleri gidermemişti, zira dünya bir sonraki krizde bu kadar şanslı olmayabilirdi. Böylece, Çin’in de nükleer devletler arasına katıldığı 1964’ten itibaren nükleer silahların yayılmasını önlemeye yönelik uluslararası bir anlaşma sağlamak yönündeki çabalar tekrar hız kazandı. Bu çabalarda, insanlığı nükleer bir felaketten korumanın yanısıra BMGK beşlisinin sahip oldukları nükleer tekeli koruma kaygısı da rol oynuyordu. 

1968’de, Onsekiz Ulus Silahsızlanma Komitesinde (Eighteen-Nation Committee on Disarmament ENCD) temsil edilen hükümetler, NPT’nin metni üzerindeki müzakereleri bitirdi. Haziran 1968’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2373 (XXII) sayılı Genel Kurul Kararı ile NPT’yi onayladı ve Temmuz 1968’de NPT Washington, DC, Londra ve Moskova’da imzaya açıldı. NPT, Mart 1970’te yürürlüğe girdi.

1970’lerin ortalarından bu yana, nükleer silahların yayılmasını önleme çabalarının birincil odak noktası, zenginleştirilmiş uranyum ve plütonyum başta olmak üzere nükleer silah yapımında kullanılabilecek madenlerin ve nükleer fisyon tepkimesi için gerekli teknolojilerin üretim ve dağıtımının uluslararası kontrolü ve denetimidir.

1 Temmuz 1968’de NPT Anlaşması imzaya açıldı.
Kaynak: https://www.nato.int/docu/review/articles/2018/06/29/the-nuclear-non-proliferation-treaty-at-fifty-a-midlife-crisis/index.html

İki tür nükleer yayılmadan bahsedilebilir: “Dikey yayılma”, nükleer silah sahibi olmayan ülkelerin veya aktörlerin bu silahlara ya da onları üretebilecek teknoloji ve malzemelere kontrolsüz biçimde erişimini ifade eder. “Yatay yayılma”, halen nükleer silahı ve nükleer silah üretebilecek teknolojisi olan ülkelerin bu silahların sayısını arttırması veya yeni tipte silahlar ve teknolojiler geliştirmesidir.

NPT Anlaşması, 195 ülkenin imzalaması ile neredeyse en yaygın  uluslararası anlaşmalardan biri olmasına karşın, BMGK daimi beşlisini kalıcı bir nükleer devletler kulübü haline getirmekte başarısız olmuştur: Hindistan, ilk nükleer testini 1974’te gerçekleştirdi ve böylece bölgesel rakibi Pakistan’ı kendi nükleer programını geliştirmeye teşvik etmiş oldu. Hindistan 1998’de ikinci bir dizi nükleer test yaptığında, Pakistan buna kendi testleri ile yanıt verdi. Kuzey Kore 1985’te NPT anlaşmasına taraf olduysa da 2003’te çekildi ve 2006’da ilk nükleer silah testini gerçekleştirdi. Bu üç ülkenin yanısıra, İsrail’in ABD yardımı ile nükleer devletler arasına girdiği bilinmekle birlikte, İsrail devleti nükleer silahları hakkında “ne inkar et ne de kabul et” olarak özetlenen bir belirsizlik politikası izlemektedir ve NPT Anlaşmasına taraf değildir. Halen nükleer silahların yayılması konusundaki uluslararası çabaların odağında İran’ın nükleer programı bulunmaktadır. Aslına bakılacak olursa, fisyon tepkimesi olmaksızın nükleer madde içeren ‘kirli’ bomba yapmak belli bir seviyenin üstünde endüstrileşmiş tüm ülkelerin kabiliyetleri dahilindedir.

NPT Anlaşmasına Katılım:  Tanınmış nükleer silah sahibi imzacılar  Tanınmış nükleer silah sahibi katılımcılar  Diğer katılımcılar  Sonradan katılan ya da selef imzacı devletten devralan devletler  Anlaşmadan çekilen devletler  İmzacı olmayan devletler  Tanınmayan ama anlaşma kurallarına uyan devletler
Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Treaty_on_the_Non-Proliferation_of_Nuclear_Weapons#/media/File:NPT_parties.svg

Okuma Önerileri

İzleme Önerileri

  • Film: The Sum of All Fears(2002)
  • Kısa Video: “Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması: Dünyanın en önemli antlaşması mı?”, NATO Review, 15 Haziran 2020

https://www.nato.int/docu/review/tr/articles/2010/06/15/nuekleer-silahlarin-yayilmasini-oenleme-antlasmasi-duenyanin-en-oenemli-antlasmasi-mi/index.html (Erişim tarihi: 21 Kasım 2020).

Dinleme Önerileri    

Görüntülenme Sayısı: 121