Kolektif Savunma

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kolektif Savunma

Yazar: Mehmet Ali Tuğtan

Kolektif savunma, NATO başta olmak üzere bölgesel savunma örgütlerinin temel prensibi olan ilkedir. Kolektif savunmada amaç, tek tek üyelerin karşılaşabileceği tehditleri caydırmak için bir güvenlik örgütünün tüm üyelerinin gücünü aynı havuzda toplamaktır. Felsefi olarak, Alexandre Dumas’ın Üç Silahşörler’i ile popülerleşen, aynı zamanda İsviçre Konfederasyonu’nun gayriresmi sloganı olan unus pro omnibus, omnes pro uno (Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için) prensibinin uluslararası güvenlik alanına taşınmasından ibarettir. Bu prensip aynı zamanda Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde yer alan bireysel ve toplu öz savunma tedbirlerinin de temelini oluşturur ve hem BM tarafından örgütlenen kolektif güvenlik, hem de NATO gibi bölgesel örgütler tarafından üstlenilen kolektif savunma faaliyetlerinin meşruiyet kaynağını oluşturur. Bu nedenle, kolektif savunma ile kolektif güvenlik arasındaki farkları belirmek gerekir:

  1. Kolektif güvenlik daha kapsayıcı olan terimdir, buna karşın kolektif savunmanın kapsadığı alan daha dardır: İlke olarak kolektif güvenlik küresel, kolektif savunma ise bölgeseldir.
  2. Prensip olarak kolektif güvenlik tüm aktörleri içermelidir. Kolektif savunma ise sadece çıkarları benzeşen ve ortak tehdit algısına sahip aktörleri içerir.
  3. Kolektif güvenlikte bazı tehditler önceden tanımlanmış olsa da içerik çok daha geneldir. Kolektif savunmada ise tehdit algısı ve o tehdidin kaynağı olan aktör(ler) çok daha net biçimde bilinir ve tanımlanır.
  4. Kolektif güvenlik BM’den başlayan küresel bir meşruluk zincirine sahiptir. Kolektif savunma ise bölgesel olarak örgütlenir.
NATO Zirvesi (1949)

Günümüzün en bilinen ve etkin uluslararası kolektif savunma örgütü NATO’dur. NATO’nun kurucu antlaşması olan Washington Antlaşması’nın kalbi, 4. ve 5. maddeleridir. Anlaşmanın 4’üncü maddesi uyarınca bir müttefik toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ya da güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğünde, tüm müttefiklerle danışma talebinde bulunabilmektedir. Kolektif savunmanın ilkeleri ise 5. maddede şu şekilde ifade edilir:

“Taraflar, Kuzey Amerika’da veya Avrupa’da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldın olursa BM Yasası’nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. Böylesi herhangi bir saldırı ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi’ne bildirilecektir. Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumak için gerekli önlemleri aldığı zaman, bu önlemlere son verilecektir.”

Burada da görüldüğü üzere, NATO bağlamındaki kolektif savunma, sadece NATO üyelerini bağlayan bölgesel bir sınırlılıktadır ve BMGK tarafından düzenlenen küresel kolektif güvenliğe tabidir. Soğuk Savaşın sonuna kadar olası bir SSCB saldırısına karşı Avrupa’nın kolektif olarak savunulmasına odaklanan NATO, Soğuk Savaşın sona ermesinin ardından 1990’larda BMGK onayı ile girişilen kolektif güvenlik operasyonlarında rol oynamıştır.

NATO tarihinde 5. madde sadece bir kez, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında müttefiklerin ABD’ye desteği için yürürlüğe konulmuştur. El-Kaide’nin bir devlet-aktör olmamasına karşın, 5. maddenin içeriğinde yer alan  “silahlı bir saldırı karşısında bireysel ya da toplu öz savunma hakkı” çerçevesinde diğer NATO üyeleri, ABD’ye destek vermiştir. Bu desteğin ilk ayağını, Amerikan hava sahasının benzer saldırılar için kullanılmasına karşı NATO ülkelerinin AWACS erken uyarı uçaklarının kullanıldığı Eagle Assist Harekatı oluşturmuştur. 4 Ekim 2001’de toplanan Kuzey Atlantik Konseyi’nin 5. madde çerçevesinde aldığı karar doğrultusunda 9 Ekim’de başlayan harekata 13 NATO üyesi destek vermiş, AWACS uçuşları Mayıs 2002’ye dek sürmüştür. İkinci olarak NATO, 6 Ekim’de aldığı kararla başlayan “Etkin Çaba” (Active Endeavor) Harekatı çerçevesinde Doğu Akdeniz’de üye devletlerin donanma unsurları ile terörle mücadele kapsamında denetimler yapmak için devriye gezmeye başlamıştır.

NATO daha sonra Suriye ve Ukrayna krizleri sırasında da 5. maddeye referansla hareket etmiştir.   Suriye krizi çerçevesinde 28 Şubat 2020’de Türkiye’nin çağrısı ile toplanarak Türkiye’ye desteğini göstermiştir. Ukrayna’da Rus destekli ayrılıkçıların eylemleri ve Rusya’nın Kırım’ı ilhakı karşısında da NATO, Ukrayna üye devletlerden biri olmamasına karşın, NATO’nun 1997 NATO-Ukrayna Şartı gereği “Ukrayna’nın egemenlik, bağımsızlık, bütünlük, demokratik gelişim, ekonomik refah ve sınırların değişmezliği ilkelerini Orta ve Doğu Avrupa’da ve Avrupa kıtasının tamamında güvenliğin anahtar unsurlarından” görmesi nedeniyle Ukrayna hükümetine bu çerçevede destek vermiştir. 

3-4 Aralık 2019’da Londra’da gerçekleşen
NATO Kuzey Atlantik Konseyi devlet ve hükümet başkanları Zirvesi https://www.nato.int/cps/en/natohq/photos_171562.htm

Soğuk Savaş sona erdikten sonra, bu döneme özgü bütüncül ve tek tip Sovyet/Varşova Paktı kaynaklı tehditlerin yerini, uluslararası belirsizlikten kaynaklanan ve devlet-altı aktörlerde cisimleşen tehditler almıştır. 1990’lar ve 2000’lerin gündemi bu nedenle kolektif savunmadan kolektif güvenliğe odaklanmıştır. Fakat2010’lar itibariyle, Çin’in bir muadil rakip güç olarak ABD ve müttefiklerini giderek daha fazla zorlaması ile Doğu Avrupa, İskandinavya, Karadeniz ve Baltık bölgelerinde Rus askeri profilinin giderek belirginleşmesi NATO’nun kolektif savunma işlevinin yeniden öne çıkmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda NATO, hem Rusya’nın benimsediği hibrit savaş doktrinine karşı hem de konvansiyonel askeri tehditlere karşı ittifak üyelerinin ortak çabalarını kolektif savunma ilkesi altında örgütlemeye çalışmaktadır.

Günümüzde başat kolektif savunma örgütü olarak NATO’nun önündeki en önemli meydan okuma, dışarıdan ziyade içeriden gelmektedir. 2016 yılında iktidara gelen Donald Trump yönetimi, Avrupalı müttefikleri ile farklılaşan tehdit algısı ve özellikle kolektif savunmanın maddi yükünün paylaşımı konularında İttifak içerisinde derin bir güven krizi yaratmıştır. Öte yandan, son dönemde Doğu Akdeniz ve Libya’da bizatihi ittifak üyeleri Fransa, Türkiye ve Yunanistan’ın karşı karşıya gelmeleri İttifakın kolektif savunma açısından etkinliğini sorgulatmıştır. Kasım 2020 seçimlerinde zaferini ilan eden yeni ABD yönetimi için en önemli sorunlardan biri, bir kolektif savunma örgütü olarak NATO’nun kredibilitesinin yeniden inşası olacaktır.

Okuma Önerileri

İzleme Önerileri

https://www.trthaber.com/haber/guncel/natonun-5inci-maddesi-nato-5inci-madde-ne-anlama-geliyor-463711.html (Erişim Tarihi: 24 Kasım 2020).

Dinleme Önerileri

Görüntülenme Sayısı: 28