Etnik Çatışma

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Etnik Çatışma

Yazar: Fulya Aksu

Etnik çatışmalar gerek bölgesel gerekse de uluslararası güvenliği tehdit eden konular arasında üst sıralarda yer almaktadır. Bunun en önemli nedeni etnik çatışmaların taşıdığı yüksek şiddet potansiyelidir. Ancak tehdit bununla sınırlı değildir. Her ne kadar tanımları gereği sınırları belli etnik grup ya da grupları ilgilendireceği düşünülse de bu tür çatışmalar ortaya çıktıkları ülke ya da bölgelerin ötesinde, farklı aktörlerin dâhil olabileceği daha geniş boyutlu çatışma dinamikleri ortaya çıkarabilmektedir. Böylece etnik toplulukları ve onların çatışan taleplerini çok aşan güvenlik tehditleri ortaya çıkmaktadır. Üstelik bu tür çatışmalara dünyanın bütün bölgelerinde rastlanmaktadır. Bu da etnik çatışmaların yaygın etkisini arttıran bir unsur haline gelmektedir.

Etnik çatışmaların anlaşılabilmesi öncelikle etnik topluluk kavramının tanımlanmasına bağlıdır. Bu konuda çalışan en önemli isimlerden biri olan Anthony Smith’e göre etnik toplulukların altı özelliği bulunmaktadır. Bunlar; kolektif bir özel ad, ortak bir soy miti, paylaşılan tarihî anılar, ortak kültürü farklı kılan bir ya da daha fazla unsur (dil, din, gelenek ve görenekler, kurumlar, hukuk, sözlü ve yazılı edebiyat gibi her örnekte farklı bileşenlerle tanımlanabilecek unsurlar), özel bir yurtla bağ (etnik grubun üzerinde yaşadığı ya da yaşamayı istediği) ve nüfusun önemli kesimleri arasında dayanışma duygusudur (Smith, 1994: 42). Etnik kimliği de meydana getiren bu unsurlar, özellikle farklı etnik toplulukların yakın temas halinde bulunduğu durumlarda çatışma dinamiklerine dönüşebilmektedir.

Etnik çatışma, iki ya da daha fazla sayıda tarafın söz konusu olduğu çatışmalarda taraflardan en az birinin hedeflerini etnik bağlamda tanımladığı çatışmaları ifade etmektedir. Bu etnik bağlam topluluğu tanımlayan unsurlardan bir ya da birkaçı ile ilgili olabilir. Bu bağlamdaki en yaygın çatışma dinamiklerinden biri farklı etnik grupların belli bir toprak üzerinde hak iddia etmeleridir. Belli bir etnik grubun kendisinden farklı bir etnik grubun yönetimi altında bulunması da yine etnik çatışmayı tetikleyen bir diğer yaygın unsurdur. Bu tür çatışmalarda taraflar arasındaki sorunlar ve karşılaşmalar etnik farklılıklar üzerinde temellendirilir. Çünkü taraflardan en azından biri çatışmaya neden olan sorunların kendilerinin sahip olduğu farklı etnik kimlikten kaynaklandığını öne sürmektedir. Dolayısıyla bu sorunlara yönelik çözüm önerileri de yine etnik sınırlar içinde tanımlanmaktadır. Söz konusu sorunlar sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik ayrımcılık, temel haklardan mahrumiyet, baskı, özgürlüklerin kısıtlanması, özerklik ya da bağımsızlık talebi belli bir toprak parçası üzerindeki iddialar gibi çeşitli sebeplerden kaynaklanabilmektedir. Bu sorunların neden olduğu çatışmalar Smith’in ifadesiyle ‘birbiriyle uyuşmayan tarih ve kimlik yorumlarının çelişkili iddialarından kaynaklanır’ (Smith, 2002: 285). Bu iddiaların uzlaştırılması ise genellikle oldukça güçtür. Tarafların tamamının çatışmayı etnik temellere dayalı talepler üzerinden tanımlaması gerekli değildir. Nitekim bir devletle herhangi bir etnik grup arasında ortaya çıkan çatışmalarda genellikle tek taraflı etnik talepler söz konusudur. Benzer bir biçimde çatışmaya sonradan dahil olan aktörlerin ortaya konan etnik tanımlamalarla doğrudan bir ilgisi olmasa bile bu bağlamda ortaya konan sorun ve çözüm önerilerini destekledikleri için desteğin asıl nedeni ne olursa olsun çatışmanın etnik çatışma olma niteliğini değiştirmemektedir.

Srebrenica, 1995

Etnik çatışmalar şiddet içermeyen ya da çok düşük düzeyde şiddet içeren çatışmalar olabileceği gibi farklı düzeylerde şiddete başvurulan etnik çatışmaların sayısı çok daha yüksektir. Şiddet içeren çatışmalar diğer çatışmalarda olduğu gibi silahlı Srebrenica massacrekuvvetlerin karşılaşması ya da terör saldırıları biçiminde olabileceği gibi etnik çatışmalarda daha sık karşılaşılan zorla yerinden edilme, etnik temizlik ve soykırım biçiminde de gerçekleşebilmektedir. Dolayısıyla sadece silahlı kuvvetler değil sıradan halk da bu tür çatışmaların bir parçası haline gelmektedir. Şiddet düzeyi taraflardan sadece birinin değil, tamamının etnik taleplerinin olması durumunda en üst seviyelere ulaşabilmektedir. Çünkü bu tip çatışmalarda amaç karşı tarafın taleplerine değil doğrudan varlığına ya da en azından belli bir bölgedeki varlığına son vermek olabilmektedir.

Etnik çatışmaların niteliği ve buna bağlı olarak da etkileri zaman içinde değişime uğramıştır. Etnik çatışmaların taşıdığı ve giderek artan yüksek şiddet öğesi uluslararası toplumun müdahalelerini de kaçınılmaz hale getirmiştir. Uluslararası toplum öncelikle sıcak çatışmanın sonlandırılması, sonrasında da taraflar arasında müzakerelerin başlaması ve çatışmanın tekrarlanmasının önüne geçilmesi için gerekli önlemlerin alınması amacıyla sürece aktif olarak katılmaktadırlar. Etnik çatışmalar özellikle Soğuk Savaşın sona ermesinin ardından giderek artarak dünya gündemini daha çok meşgul etmeye başlamıştır. Bu tip çatışmaların artışını tetikleyen önemli bir unsur, uluslararası sistemde blok politikalarının denetim ve baskısının kalkması olmuştur. Bir diğer deyişle, ideolojinin gerek ayrıştırtıcı gerek bütünleştirici etkisinin ortadan kalmasıyla etnik gerginliklerin çatışmaya dönüşmeleri bir anlamda daha da kolaylaşmıştır. Dünyanın hemen her bölgesinde etnik çatışmalar ortaya çıkarken, diğer bölge ülkelerinin, bölge dışı aktörlerin ve hatta uluslararası koalisyonların müdahalesi etnik çatışmaların önemini daha da arttırırken, bazı durumlarda mevcut çatışmaları belli bölgelerde nüfuz elde etmek isteyen aktörlerin kullanacağı birer araç haline de getirmiştir. Etnik çatışmalara yönelik bu tip çıkar odaklı yaklaşımlar çoğu durumda çatışmaları daha da derinleştiren karşı müdahalelere sahne olabildiği gibi müdahaleyi olanaksız hale getiren kilitlenmelere de yol açabilmektedir. Her ne kadar etnik çatışmaların tarihte hiçbir zaman yerel çatışmalar olduğunu söylemek mümkün olmasa da günümüzde çatışma merkezini aşarak uluslararası bir boyut kazanmaları artık neredeyse istisnasızdır. Yarattıkları istikrarsızlık ve güvenlik tehditleri de etnik çatışmaların uluslararasılaşmasını kaçınılmaz kılmaktadır.

Okuma Önerileri:

  • Kitap: Monica Duffy Toft, The geography of ethnic violence: Identity, interests, and the indivisibility of territory, Princeton, Princeton University Press, 2010.
  • Makale: Rogers Brubaker ve David D. Laitin, “Ethnic and nationalist violence”, Annual Review of Sociology, Cilt 24, No. 1, 1998, s. 423-452.
  • Roman: Arundhati Roy, Mutlak Mutluluk Bakanlığı, çev. Suat Ertüzün, İstanbul, Can Yayınları, 2017.
  • Roman: Atka Reid ve Hana Schofield, Elveda Saraybosna, çev. Solina Silahlı, İstanbul, Pegasus, 2018.
  • Roman: Miljenko Jergović, Saraybosna Marlborosu, çev. Beliz Coşar, İstanbul, İletişim Yayınları, 2001.
  • Roman: Vladimir Jokanovic, Made in Yugoslavia,  Picador, 2000.

İzleme Önerileri:

  • Film: No Man’s Land(Tarafsız Bölge), 2001.
  • Film: Before the Rain (Yağmurdan Önce), 1994.
  • Film: Tangerines (Mandalinalar), 2013.
  • Film: Bloody Sunday (Kanlı Pazar), 1972.
  • Film: Hotel Rwanda (Rwanda Hoteli), 2004.
  • Film: Avatar (Avatar), 2009.

Dinleme Önerileri:

Görüntülenme Sayısı: 280