Ekolojik Güvenlik

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Ekolojik Güvenlik

Yazar: İnan Rüma

Artık insanlara en büyük tehdit ekolojik güvenlik bağlamında gerçekleşiyor. Ekoloji Türk Dil Kurumu sözlüğünde “canlıların hem kendi aralarındaki hem de çevreleriyle olan ilişkilerini tek tek veya birlikte inceleyen bilim dalı” olarak tanımlanıyor. Artık bir bilim dalı olmanın ötesinde canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerinin sürdürülebilirliği olarak da düşünülüyor. Yani insanın da parçası olduğu doğal hayatın kesinti veya sona uğramadan sürebilmesi anlamına geliyor.

Ekolojik tehditler temiz hava, su ve gıdaya erişim zorluğu olarak özetlenebilir. Bu zorlukların nedenleri de kirlilik, erozyonla toprak kaybı, türlerin neslinin tükenmesi, ormansızlaşma, yasadışı avlanma, kaçakçılık, küresel ısınma ve iklim değişikliği. Ekolojik tehditler küreseldir: herkes için, her zaman, her yerde, her şekilde. Kimsenin kaçışı yok. Kömür ve petrol gibi fosil yakıtların kullanımı ile oluşan duman hem solunan havayı kirletiyor hem de atmosferi kaplayarak güneş ışınlarını hapsediyor; normalde dünyayı ısıtma ve aydınlatma sonrasında yeryüzünden yansıyarak uzaya dönen güneş ışınları bu kirlilik nedeniyle yoğunlaşan atmosferde kalıp dönemeyince de ısınmaya neden oluyor. Bu küresel ısınma iklim değişikliğine yol açıyor. İklim değişikliği sonucu buzulların erimesi ve okyanustaki akıntıların yer değiştirmesi, kuraklık veya ani yağış ve fırtına gibi aşırı iklim olayları yaşanıyor. Bütün bunların sonucunda oluşan hava, su ve toprak kirliliği de tüm canlıların hayatını tehdit ediyor. Tarım ve hayvancılık gibi hayati üretim alanları başta olmak üzere yaşamın her alanı bu kirlilikten ve aşırı iklim olaylarından etkileniyor. Dolayısıyla, gıdaya ve suya erişimden barınma ve sağlığa kadar birçok konuda insanın doğru düzgün bir hayat sürebilmesi olanağı azalıyor.

1990’dan bugüne geçen 30 senede havayı kirleten ve küresel ısınmaya yol açan- temelde fosil yakıt tüketimine dayanan- gazlar %50 oranında arttı. Aynı sürede havanın temizlenmesinde asal olan orman alanı ise dünyada %31.5’ten %30.7’ye indi. Yani hava daha fazla kirletilirken temizlenme olanağı da düşürüldü. Hava kirliliği en önemli sağlık sorunlarından biri olmaya başladı ve dünyada yılda en az yedi milyon insan hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybetmekte. Dünyayı kasıp kavuran Korona virüsü salgınında bir yıl içerisinde 1,6 milyon insanın ölümünün yarattığı sorun ve üzüntü ile karşılaştırmak her yıl hava kirliliği nedeniyle bunun dört katı insanın ölmesinin ağırlığını daha fazla hissettirebilir. Ekolojik tehdit ve etkileri açık.   

Ekolojik tehditler doğanın dengesinin asallığını gösterdi: İnsan hayatı doğanın dengesi dışında var olamaz. Bunu anlamamakta ısrar edenler herkes için güvenlik tehdidi yaratmaya devam ediyorlar; yani başlı başına bir güvenlik tehdidi durumundalar. Nitekim uluslararası barış ve güvenliğin korunmasının ana makamlarından Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri insanlığın doğaya bir savaş açmış gibi hareket ettiğini söylemek zorunda hissetti kendisini; zira ekolojik güvenlik hâlihazırda bir dünya savaşı boyutunda ne yazık ki.

Doğa tahribatının ulaştığı boyut artık insan hayatının hatta belki tüm canlılar için hayatın sürdürülemeyeceği bir noktaya ulaştı. Devlet merkezli güvenlik anlayışı ve çalışmalarıyla müsemma Uluslararası İlişkiler ve büyüme odaklı Ekonomi anlayışı ve çalışmaları da artık bu doğa tahribatının önemini anlamaya başladı. Yani ekolojinin asal önemi artık yadsınamaz veya hafife alınamaz boyuta ulaştı. Uluslararası İlişkiler veya Ekonomi gibi birçok bilim dalının doğal çevre sorunlarını hafife alarak hareket etmesi son buluyor. Bu çerçevede ilk yaklaşımlar elbette devlet ve ekonomi merkezli oldu. Nitekim ekolojinin ilgi gördüğü ilk konular devlete yönelik güvenlik tehditleri ve ekonomik büyümeye zarar veren etkileri bağlamında olmuştur. Devletin ve ekonominin yerleşik tanımları sorgulandığı ölçüde, ekoloji de eleştirel yaklaşımların güçlenmesinde yerini geliştirmiştir.

Ekolojik güvenlik tüm canlıların ihtiyaçlarının bütüncül olarak ele alınması ve doğal kaynakların âdil ve verimli dağılımı üzerine kuruludur. Burada verimlilik sürdürülebilirlik demektir: kendi ihtiyacını alırken diğerlerinin veya gelecek kuşakların ihtiyaçlarını yok etmemek. Eşitsizliklerle ve adaletsizliklerle malul günümüz dünyasında ekolojik tehditler de gene yoksullar, özellikle de kadınlar ve çocukları daha çok etkilemektedir. Örneğin, ölümcül hava kirliliği sorunu bağlamında, az gelişmiş ülkelerde 100,000’den daha fazla nüfusu olan şehirlerin %98’inde hava kalitesi Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği standartlara uymamaktadır.

Türkiye’de iklim değişikliğinin nedenleri ile ilgili bir araştırmanın sonucu.
https://yesilgazete.org/turkiyede-iklim-degisikligi-ve-cevre-sorunlari-algisi-insanlar-iklim-krizini-biliyor-sebeplerini-bilmiyor/

Türkiye de ekolojik limit aşımı yaşayan ülkelerden bir tanesi çünkü tüketimi dünya genelinde kişi başına düşen doğal kaynak kapasitesinin %50 üzerinde. Doğa tahribatı yaratan fosil yakıtların ihtiyaç ötesi kullanımı, yol ve enerji ağları, taş ve maden ocakları, enerji santralleri, yangınlar, kimyasal kirleticiler içeren yanlış tarım faaliyetleri vb. üzerine bir de trafik kazaları, elektrik çarpması, avcılık, kaçakçılık gibi nedenlerle doğal hayat ve kaynaklar vahim bir zarar görmekteler. Gıda üretimi doğrudan biyoçeşitliliğe bağlıdır çünkü sağlıklı topraklar için biyolojik çeşitlilik gerekir. Yani hayvan ve bitkilerin neslinin tükenmesi insanların temel ihtiyacı olan gıdanın üretimini de zorlaştırmaktadır.

“Türkiye’nin tahıl ambarı olarak bilinen Konya ovası, kuraklık ve yeraltı suyunun bilinçsizle kullanımı nedeniyle çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya; Yeraltı sularının çekilmesi nedeniyle oluşan çukurlar kısa bir süre sonra dev obruklara dönüşüyor; Bazı çukurlara sekiz katlı bir apartmanın sığabileceği belirtiliyor” https://www.cnnturk.com/fotogaleri/turkiye/2005/10/06/konya.ovasinda.kuraklik.tehdidi/1365/index.html?page=1

Küresel ısınma ve aşırı iklim olaylarının gıda ve su güvenliğine verdiği zararlar dar askeri güvenlik anlamıyla bakıldığında bile uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturmaktadır. Coğrafi konum, iklim koşulları, devlet kapasitesi, ekonomik büyüklük ve çeşitlilik vb. nedenlerle ekolojik tehditlerden daha fazla etkilenen ülkelerde siyasi istikrarsızlık, toplumsal parçalanma ve ekonomik çöküş gibi riskler de artmaktadır. Örneğin, önümüzdeki 30 yıl içerisinde 1 milyarın üzerinde insanın ekolojik nedenlerle göç edeceği düşünülüyor. 2010’ların hazin vakalarından Suriye iç savaşının çıkışı da bir ekolojik güvenlik sorunundan kaynaklanmaktaydı: kuraklık sonucu düşük hasat oldu, bu gıda sıkıntısı yarattı ve zaten yönetimden hoşnut olmayan çeşitli toplumsal kesimlerin tepkisini arttırdı. Yani, yönetim karşıtı gösterilerin başlangıcı küresel ekolojik tehditler bağlamında kuraklık ve gıda güvenliği idi. Sonrasında bir iç savaşa dönüşmesi ve böylece uluslararası barış ve güvenlik için nasıl bir tehdide dönüştüğü malum.

Ekonomi ve Barış Enstitüsü tarafından düzenlenen ekolojik tehdit rehberi çerçevesinde nüfus artışı, su kıtlığı, gıda güvensizliği, kuraklık, sel, fırtına, sıcaklık yükselişi ve deniz seviyesi gibi ölçütler ile hazırlanmış.
https://www.statista.com/chart/22991/number-of-ecological-threats-faced-by-countries/

Sonuç olarak, artık insanlara en büyük tehdit ekolojik güvenlik bağlamında gerçekleşiyor. Küresel olarak ve her zaman, her yerde, her şekilde. En temel ihtiyaçlar olan temiz hava ve suya erişim birçok insan için giderek zorlaşıyor. Bugün 60 yaş ve üstü insanların verdiği kararlar, 20’li yaşlar ve altındakilerin 60 yaşına geldiğinde nasıl bir hayat süreceğini belirliyor; her zamankinden daha fazla. Şu an itibariyle görünen, 21. Yüzyıl’da doğanları ekolojik tehditler altında çok zor bir hayat beklediğidir. Bu yüzyıl sonunda birçok yerde insan hayatının kalmayacağını söylemek abartı değil.

Okumalar

Ekolojik Güvenlik Yazar: Yasemin Kaya

Barnett,  J.  (2001). The  Meaning  of  Environmental  Security.  Londra:  Zed Books.

Uysal  Oğuz,  C.  ve  S.  Atvur  (2018).  “Türkiye’de Uluslararası  İlişkiler Bölümleri Lisans Müfredatlarında Çevre İle İlgili Dersler”, Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 1, No. 3, ss. 2512-2527.

Mazlum, İ. , 2016, “Küresel Siyaset ve Çevre”, Evren Balta, Küresel Siyasete Giriş Uluslararası İlişkilerde Kavramlar, Teoriler, Süreçler, İletişim Yayınevi.

Falk,  R.  (2005). Yırtıcı Küreselleşme, Bir Eleştiri. Çev. Ali Aksu. İstanbul: Küre Yayınları.

İzci, R. (1998). “Uluslararası Güvenlik ve Çevre”, F. Sönmezoğlu (der.),Uluslararası Politikada Yeni Alanlar Yeni Bakışlar. İstanbul: Der Yayınları.

Brundtland  Raporu  (Report  of  the  World  Commission  on  Environment  and Development -Our Common Future)https://sustainabledevelopment.un.org/milestones/wced

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli(IPCC), https://www.ipcc.ch/

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), https://www.unenvironment.org/ 

Belgesel

An Inconvenient Truth (2006)

An Inconvenient Sequel: Truth to Power (2017)

Before the Flood (2016)

Demain (Tomorrow) (2015)

A Plastic Ocean (2016)

Planet of the Humans (2019)

Film 

La soif du monde (A Thirsty World) (2012)

The Day After Tomorrow (2004)

WALL-E (2008)

Şarkı:

Chris Rea – The Road To Hell 1989

Michael Jackson Earth Song 1982

Joe Walsh Song for a Dying Planet 1992

Disturbed – Another Way To Die (2010) https://www.youtube.com/watch?v=HwELajFteTo

Aşık Veysel Kara Toprak

Doğa İçin El Ele Hakan Güray

Moğollar – Bu Dünya Bizim

Doğa İçin Çal 10 – İki Keklik, Dere Geliyor Dere https://www.youtube.com/watch?v=u2kBNb79bN8          

Görüntülenme Sayısı: 286