Beka

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Beka

Yazar: Fulya Aksu Ereker

Sözlük anlamı kalıcılık, ölmezlik olarak karşımıza çıkan bekanın anlamı hayatta kalmaktır. Uluslararası İlişkilerde (Uİ) de devletlerin kalıcılığı veya ölmezliği olarak, hayatta kalmaları veya varlıklarını sürdürmeleri anlamına gelmektedir. Bu bağlamda Uİ’nin en temel, güvenlikle en yakın ilişkili kavramıdır. Uluslararası sistemde ortaya koyulan her davranışın temelinde beka güdüsü olduğu savı düşünüldüğünde kavramın Uİ’deki yeri de güvenlikle ilişkisi de daha açık hale gelmektedir. Bu, realist geleneğin temel iddialarından birisi olmakla birlikte, bekanın varoluşsal bir kavram oluşu, geleneksel ve realist varsayımların karşısında yer alan Eleştirel Güvenlik çalışmalarında dahi güvenlik kavramsallaştırmasının özünde yer almasını getirmiştir. Fakat realist gelenekte güvenlik beka ile eşitlenirken, eleştirel gelenek bekanın öncelikli bir koşul olmakla birlikte güvenlik anlamına gelmeyeceğinin de altını çizmektedirler. Bu bakış açısını belki de en güzel “nefes almak değildir yaşamak” deyişiyle açıklamak mümkündür. Nitekim Eleştirel Güvenlik Teorisinin kurucusu Ken Booth da “beka hayatta kalmaksa, güvenlik yaşamaktır” ifadesiyle benzer bir açıklamaya gitmektedir (Booth, 2007: 107).

State of Survival, Hayatta Kalma/Beka Temalı Bilgisayar Oyunundan

Uİ’de ve güvenlik çalışmaları alanında güvenliğin bekadan daha fazla bir şey olduğunu ortaya koyan, bu anlamda güvenlik kavramsallaştırmasını hem genişleten hem de derinleştiren eleştirel dönüşüm öncesinde, ana akım teori ve yaklaşımlar bekayı güvenliğin en temel koşulu olarak kavramsallaştırmışlardır. Bekanın güvenlikle eş olduğu anlayışı, pratikte Soğuk Savaşın nükleer bir dehşet dengesinde sürdürüldüğü bir süreçte yaygın olarak kabul görmüştür. Bu dönemde (1959) günümüzde hala disiplinin prestijli dergilerinden olan ve adı “Beka” (Survival) olan bir derginin yayınlanmaya başlanması da söz konusu anlayışı yansıtmaktadır. Bekanın uluslararası sistemdeki her davranışın temel motivasyonu olarak anlaşılması, realist düşünce geleneğinin Thomas Hobbes’un kavramsallaştırdığı “doğa durumu”nu (state of nature) anarşi kavramına uyarlamaları aracılığıyla olmuştur. Bu yaklaşıma göre uluslararası sistem, sistemin en önemli aktörü olan devletlerin, kendileri üzerinde bir üst otorite olmadan varlıklarını sürdürmek zorunda oldukları anarşi durumundadır ve bundan dolayı aktörlerin tümü öncelikli olarak kendi güvenliklerini sağlamakla sorumlu oldukları kendine yardım (self-help) sistemi içerisinde hareket etmek zorundadır. Sistemde yer alan devletlerin hiç birisi güvenlikleri için bir başkasına dayanamaz ve güvenliklerini sağlamak için sürekli olarak güçlerini artırmak zorundadır. Böyle bir durumda uluslararası sistemdeki herhangi bir devletin gücünü artırmaya yönelik her adımı diğerleri için bir güvenlik tehdidi olarak algılanacak, bu ise bir güvenlik ikilemine yol açacaktır. Beka bu şekilde, her devletin kendini kurtarmak zorunda olduğu bir kendine-yardım sisteminde ulaşılması gereken güvenlikle eşitlenmiş olur. Bu tür bir kavramsallaştırmada güvenlik, ulusal güvenlik olarak tanımlanır, ulusal güvenlik de devletin bekasını askeri tehditlere karşı korumak anlamını alır. Bir başka deyişle güvenliğin referans nesnesi devlet, amacı da beka olmaktadır.

Bu kapsamda kolektif güvenlik anlayışı da temelde devletlerin beka ekseninde güvenliklerini sağlamakla ilişkilendirilmiştir. Kolektif güvenlik hem kavramsal hem de olgusal olarak ortaya çıktığında, idealist bakış açısıyla devletler arasında kalıcı işbirliği, dolayısıyla barışı sağlamak anlayışı üzerine oturtulmuştur. Buna karşın, kendine yardım mantığıyla işlediği düşünülen bir sistemde idealist anlamda bir kolektif güvenliğin sağlanabileceği fikri yaygın kabul görmediği gibi pratikte de inandırıcılığını kanıtlayamamıştır. Gerek Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Milletler Cemiyeti (MC) gerekse de İkinci Savaş sonrası kurulan Birleşmiş Milletler (BM) bu anlamda değerlendirilebilir. Bu bağlamda özellikle Soğuk Savaş boyunca güvenliğin ulusal, temel güdüsü beka olan askeri güvenlik olduğu anlayışı hem teoride hem de pratikte, sorgusuz olmasa da hakim anlayış olmaya devam etmiştir.

Survival Dergisinin İlk Sayısı, Mart-Nisan 1959

Soğuk Savaşın ardından, esasen 1980’li yılların sonlarına doğru Uİ’yi etkilemeye başlayan eleştirel yaklaşımlar, disiplindeki ve dolayısıyla güvenlik çalışmaları alanındaki temel kavram ve anlayışların yeniden düşünülmesini sağlamış, bu kapsamda belki de en fazla tartışılan kavram güvenlik olmuştur. Eleştirel güvenlik yaklaşımlarının güvenlik çalışmaları alanına sağladıkları devlet merkezli anlayışı sorgulayan derinleşme ve askeri güvenlik odaklılığı sorgulayan genişleme, ilk adımda beka ile güvenlik kavramlarını eşitleyen geleneksel ana akım kavrayışı değiştirmeye yönelik olmuştur. Buna göre beka, yalnızca yaşamı tehdit altındayken varlığını sürdürebilmeyi, yani hayatta kalmayı ifade eder. Güvenlik ise sadece varlığa yönelik tehditlerin olmaması değil, Booth’un ifadesiyle beka-artı bir şeydir ve insan yaşamının her alandaki tehditlerden uzak olması anlamına gelmektedir (Booth, 2007:103).

Bu boyutuyla bekanın güvenliğin özü olup olmadığı tartışmasına kimin bekası sorusu dahil olmuştur. Beka da güvenlik de devlete ait kavramlar olarak okunduğunda, amaç mevcut devletin uluslararası sistemde egemen varlığını sürdürmek olacaktır. Bu şekilde beka, devlet davranışlarını açıklayıcı bir çerçeve olarak tercih edilebilir, nitekim ana akım yaklaşımlarca da edilmiştir. Fakat bu noktada devletler açısından bekanın içeriğinin ne şekilde açıklandığı da açığa kavuşturulmalıdır. Realist gelenekte eğilim, genel olarak bekayı, güvenlikle ilgili olduğu gibi fiziksel yıkımla tanımlamaya çalışmak yönündedir. Bu şekilde fiziksel saldırı, kitlesel öldürme, devletin tamamıyla yıkılması şeklinde, devletin bir anlamda insan gibi öleceği varsayılır. Oysa birçok devlet fiziksel saldırılardan ve halkının kitlesel olarak öldürülmesinden sonra da varlığını sürdürmeyi başarabilmektedir. Dolayısıyla zaten fiziksel bir gerçeklik olarak görülemeyecek olan devletin ölümü de fiziksel olmayacaktır. Burada söz konusu olan daha çok devletin aktörlüğünün sona ermesidir (Paul, 1999: 221) ki bu düşünce nihai olarak devletlerin aktörlüğünün sorgulanması tartışmasına ulaşır. Devlete insani özellikler yükleyerek hayatta kalmasını uluslararası ilişkilerin en öncelikli konusu haline getirmek, devletin fiziksel saldırı tehlikesinden uzak olmak anlamındaki bekası için o devletin insanlarının yoksulluktan, siyasal baskıya ve çevresel felakete kadar askeri olmayan tüm konulardaki güvensizliklerini önemsizleştirmeyi getirecektir. Bu şekilde bir düşünme devletlerin kendilerini fiziksel/askeri saldırıdan korumak anlamında beka kaygısı taşımamaları gerektiği değil, ama beka ile güvenliğin devlet düzeyinde eş kabul edilecek şekilde kavramsallaştırılmaması gerektiği anlamında okunabilir. Böylece eleştirel güvenlik anlayışının beka ile güvenlik arasında yaptığı ayrımla güvenliğin bekadan daha fazla bir şey olması gerektiği ve insanların bu kapsamdaki güvenliklerinin öncelikli olacağı, sadece hayatta kalmanın değil yaşamanın da önemsendiği bir bakış açısına ulaşmak olanaklı olabilir.

Okuma Önerileri:

  • Kitap: Booth, Ken, Theory of World Security, Cambridge University Press, 2007.
  • Makale: Darel, Paul E., “Sovereignty, Survival and the Westphalian Blind Alley in International Relations”, Review of International Studies, Vol. 25 (2), 1999, s. 217-231.
  • Makale: Mearsheimer, John, “The false Promise of International Institutions”, International Security,Cilt. 19 (3), 1994-1995, s. 5-49.

İzleme Önerileri:  

Bilgisayar Oyunu:

  • RUST, Facepunch Studios, 2013. 

Görüntülenme Sayısı: 215